Yanık Defter
Yaklaşık bir buçuk yıldır 1. Cihan Harbi’ne, yedi iklim-dört bucak-dokuz cephe-yetmiş iki düvel o savaşa, özellikle de Kafkas cephesine dair elime ne geçerse yeni bir dikkatle okuyorum.
Kuru, soğuk, resmî tarihler. Savaş mecmuaları, krokiler, şemalar, haritalar. Tarih önünde mesul paşaların harp bitiminden sonra manidar ya da manasız bir sükûtla kaleme alınmış telâşeli anıları ya da açık kalplilikle anlattıkları. Biyografiler. Ve saireler. Fakat bunların hiçbiri orta direği çoktan çatlamış bir menzil çadırında veya doğrudan yangının ortasında, çamur deryasında günü gününe tutulmuş az sayıdaki ruznameler (günlükler) kadar canlı ve o kadar hazin değil. Çünkü o yanık defterin gerçek harfleri bu günlüklerde kayıtlı.
Elimin altında şu sıralarda İ. Hakkı Sunata’nın Gelibolu’dan Kafkaslara I. Dünya Savaşı Anılarım (İş Bankası Yay., 2008) var. Bu yazıdaki alıntılar o kitaptan yapılmış olsa da okuduklarımın tamamı aynı bir defter aslında. Çünkü bu defterde cepheden cepheye savrulan bir kişide her kişinin serüveni okunurken yazan da aynı isimsiz kişi. Aynı “O” öznedir.
Bir günlüğü bir tür Kassandra kompleksine kapılarak, onun nasıl biteceğini bilip de hiçbir şey yapamadan okumak acı bir deneyim. O henüz başlangıçta. Neler yaşayacağına dair hiçbir bilgisi yok. Bense her şeyi bilmekteyim. Örneğin seferberlik ilânı üzerine “Harp altı ay sürmeden sona erer”, şeklinde adamakıllı yanılgılı bir tahminde bulunmakta. Altı ay süreceğini tahmin ettiği harp dört yıl sürecektir oysa.
O dört yıl içinde, başlarken ve biterken her şey farklıdır. Başlangıçta umutlu, neşeli, iyimser. Fakat şartlar günden güne ağırlaşırken neşe yerini karanlığa, ümit bedbinliğe bırakır. Henüz İstanbul’daki talim süresince, “sabahları çay, zeytin, ekmek, öğle ve akşamları da yemek”, “tıka basa” doymaktadır yani. Erzurum cephesine verileceğini öğrendiğinde sevinir bile. Bir gece talimi esnasında “eyvah nezle olurum” diye korkabilir hattâ. 18 Mart 1915 i de içine alan haftayı “Sakin Günler” başlığı altında kayda geçirecek kadar iletişimden mahrum, günlüğünün o denli başındadır. Hâsılıkelâm: Geceleri rahat uyumaktadır.